İyi olmak kolay.

Hayatında sadece 1, 2 veya 3 şeyi yaparak çoğu kişiden daha iyi bir insan olabilirsin.

Türkiye'nin yüzde kaçından daha iyi bir insan olmak istiyorsun?

Yere çöp atma.

Elindeki poşeti, izmariti, çekirdek kabuğunu, mendili yere atma. Araba camından dışarı bir şey fırlatma. Denize, dereye, ormana, sahile, yol kenarına bırakma. Çöp kutusu yoksa cebinde taşı; bir tanesini görene kadar bekle.

"Bir tanesinden bir şey olmaz" diyen milyonlarca kişi var. Ülkenin her yanının böyle göründüğünün sebebi kötü niyetli birkaç kişi değil, "bir tanesinden bir şey olmaz" diyen çok sayıda sıradan insan.

Bu, temizlik görevlisinin işi değil. Belediyenin işi değil. Devletin işi değil. Çöpü yere atmamak, çöpü atan kişinin işi.

İşini özenerek yap.

Ne iş yapıyorsan yap: idare eder halde bırakma. Yamuk döşenen fayans, yarım sıkılan vida, üstünkörü yazılan rapor, "nasıl olsa görünmüyor" denip geçilen kısım, müşteriye "olur o kadar" diye savunulan kusur — hepsi aynı alışkanlığın parçası.

Özen, yetenek değil, tercihtir. Yaptığın işin bir başkasının eline, evine, arabasına, sağlığına, gününe dokunduğunu hatırlamaktır. Beş dakika daha vermektir. Bir kez daha kontrol etmektir.

Kimse görmeyecekken de düzgün yapmaktır.

Kimsenin hakkına girme.

Sıraya kaynak yapma. Emanete, ortak alana, kamu malına kendi malın gibi davran. Hak etmediğin yeri, parayı, puanı, krediyi, kadroyu alma. Kimsenin emeğini kendi emeğin gibi gösterme. Verdiğin sözü tut, borcunu öde, aldığın parayı hak et.

Kimseye zorla, kandırarak veya gücünü kullanarak bir şey yaptırma. Bir işten senin kazancın, bir başkasının kaybından çıkıyorsa o kazanç senin değil.

İlk ikisi görünür şeyler; bunu ise çoğu zaman yalnızca sen bilirsin. Zor olan da bu.

Diğer her konuda tamamen ortalama bir insan olabilirsin.

Kulağa fazla basit geliyor. Sorun da tam olarak bu: bu kadar basit olduğu hâlde yapılmıyor.


Yere çöp atılmayan bir ülkede sahile havlunu serersin, ormanda piknik yaparsın, çocuğunu parkta yere oturtursun.

Ormana atılan tek bir izmarit ya da tek bir cam şişe o ormanı yakabilir: cam kırığı güneşi mercek gibi odaklar, altındaki kuru otu yüzlerce dereceye çıkarır ve tutuşturur. Türkiye'de orman yangınlarının yaklaşık yüzde 90'ı insan kaynaklı — yani neredeyse hepsi çıkmayabilirdi. Yanan orman senelerle geri gelir, içindeki hayvanlar hiç gelmez.

Dereye ve yağmur mazgalına atılan poşet suyun önünü keser; sağanak, sel olup evleri basar. Denize ve kıyıya bırakılan plastik önce kuşun, kaplumbağanın, balığın midesinde parçalanır, sonra aynı balıkla senin sofrana döner. Yol kenarındaki cam ve teneke lastik patlatır, çocuğun ayağını keser.

Belediyenin sokakları toplamaya harcadığı para yola, okula, ağaca gider. Gelen turist bir daha gelir. Kimse kendi mahallesinde yaşamaktan utanmaz.

İşini özenerek yapan bir ülkede binalar sağlam, yollar düzgün, ürünler dayanıklı, hastaneler güvenli olur.

Depremde insanları öldüren şey çoğu zaman depremin kendisi değil, binanın nasıl yapıldığıdır: eksiltilen çimento, denizden alınan kum, sıklaştırılmayan etriye, kesilen kolon, hiç gelmeyen denetim. 6 Şubat 2023'te yıkık ve ağır hasarlı yapı sayısı yirmi bini geçti, elli bine yakın insan öldü. Bunların önemli bir kısmı birer inşaat kararıydı — biri "olur bu kadar" dediği için.

Aynı özensizlik her gün daha sessiz çalışıyor: kurulmayan iskele, takılmayan korkuluk, verilmeyen eğitim yüzünden Türkiye'de her yıl iki binden fazla işçi sabah çıktığı evine dönemiyor. Yanlış bağlanan bir kablo evi yakıyor, sıkılmayan bir somun aracı devirebiliyor, dikkatsizce hazırlanan bir ilaç ya da yarım kalan bir muayene insanı sakat bırakabiliyor.

Görünmeyen kısmı da var: üstünkörü yapılan yol her bahar yeniden yapılır, düzgün yapılan yol on yıl durur. Baştan savma yazılan rapor bir başkasının bir haftasını yakar. Yanlış takılan parça müşteriyi ikinci kez servise getirir. Özen, harcanan beş dakikayı her seferinde fazlasıyla geri verir; onun için ödenen bedeli ise hep bir başkası öder.

Bir de şu var: iyi yapılmış işin olduğu yerde insanlar işini sever. Kötü yapılan işin normal olduğu yerde en iyi ustalar bile bir süre sonra "boş ver"e alışır.

Kimsenin hakkına girilmeyen bir ülkede insanlar birbirine güvenir; güven de bir ülkenin en ucuz sermayesidir.

Güvenin olmadığı yerde işler ehline değil tanıdığa verilir, en iyiler ya küser ya gider. Kimse uzun vadeli iş kurmaz, kimse yatırım yapmaz. Herkes enerjisinin yarısını üretmeye değil kendini garantiye almaya harcar: kefil arar, senet ister, avukat tutar, peşin para bekler, her ihtimale karşı tanıdık biriktirir.

Kaçırılan vergi hastaneden ve okuldan eksilir. Alınan rüşvet dürüst çalışan dükkânı kapatır. Torpille verilen kadro, o işi hak eden kişiyi ülkeden gönderir. Çalınan emek insanı üretmekten soğutur. Sıraya kaynak yapan bir kişi, sırada bekleyen yüz kişiye "kural işlemiyor" demiş olur.

Ve bu üçü aslında tek bir şey: yıkılan binanın altında çoğu zaman birinin cebine attığı demir vardır.


İyi insanlara katıl.

Adın aşağıdaki listede herkese açık görünür. İstersen soyadını kısaltabilirsin; yukarıdaki kutuyu işaretlersen adın yerine (İsim gizlendi) yazar. Söz yine senin sözün.

Söz verenler